TR EN
11:12

Sıcak Gelişme: Müzisyenler Şifacı Olabilir Mi?

Sıcak Gelişme: Müzisyenler Şifacı Olabilir Mi?

Ajanslarımıza düşen son dakika haberine göre bilim dünyası, müzisyenlerin şifacı olabileceğini ka…

Kanıtlamadı. En azından haberi bu başlıkla verebileceğimiz kadarını. Peki 2000’lerin klişe habercilik diliyle müzisyenlerin şifacılığını neden gündeme getiriyorum? Çünkü piyano başında yaşadığım bir deneyim, müziğin bize nasıl iyi gelebildiğine dair aklıma takılan bir soruya dönüştü.

Hollanda’da tren istasyonlarında halka açık piyanolara rastlamak mümkün. Bu büyülü enstrümanın laneti, onu havalı gitaristler gibi yanınızda taşıyıp istediğiniz yerde çalamamanız. Bu laneti atlatmanın verdiği keyifle halka açık piyanolarda çalarken beni en dikkatle dinleyenlerin arasında evsiz insanlar olduğunu fark etmiştim. Kendilerini müziğe vererek, zaman zaman dolu gözlerle… Aralarında 45 dakikalık performansı baştan sona dinleyenler vardı. İlk düşündüğüm, müziğin onlara bulundukları durumu bir süreliğine unutturduğuydu. Ne yaşadıklarını kendi ağızlarından duymadan bilemem. Ama hayatlarında böylesine ağır bir güçlük varken müziğe ayırdıkları bu dikkat beni düşündürdü: İçinde bulunduğumuz durum değişmeden, onu deneyimleme biçimimiz değişebilir mi?

Burada evsizlik, zor bir hayat koşulunun örneği. Aynı soruyu kayıp, yalnızlık, gelecek korkusu veya geçmeyen bir yetersizlik hissi için de sorabiliriz. Bazen bir mesele zihnimizde o kadar yer tutar ki günün geri kalanını da onun içinden yaşamaya başlarız. Yemek yerken, yürürken, biriyle konuşurken aynı düşünceye döneriz. Konu kaygıysa Martha Beck, Kaygının Ötesi kitabında bu döngüyü bir “kaygı sarmalı” olarak anlatır. Kapıldıkça kapılır, düşündükçe düşünür, kapılarak düşünür, düşünerek kapılırsınız.

İşte yukarıdaki soru biraz daha anlam kazandı şimdi: Müzik bu kapılıp gitmelere kısa bir ara verebilir mi? Bir melodinin nereye gideceğini beklerken, bir ritme kapılırken veya havada asılı kalan bir sesi dinlerken aklımızı kurcalayan mesele hala oradadır. Ama belki birkaç dakika boyunca bütün benliğimizi kaplamaz. Yaşadığımız güçlüğün yanına başka bir deneyim sığar. Burada zihnin tamamen susmasından bahsetmiyorum. Sesler, beklentiler, hisler hep var. Değişen, belki de aynı düşüncenin her defasında bütün alanı kaplamamasıdır.

Üstelik bunun için parçanın bizi anlatması da gerekmeyebilir.Bazen dinlediğimiz şeyin anlamını çözmeden, yalnızca bir sonraki sesi bekleriz. O bekleyişin içine günün geri kalanında yer bulamadığımız bir merak sığabilir. Derdimiz hakkında düşünmediğimiz birkaç dakika, kendi başına dikkate değer olabilir.

Tia DeNora’nın Music Asylums kitabı, bu soruya yaklaşmak için güzel bir kapı açıyor. “Asylum” hem sığınak anlamına geliyor hem de tarihsel olarak psikiyatri kurumları için kullanılıyor. Goffman’ın Asylums kitabından hareket eden DeNora, müzikle gündelik hayatın içinde kurabildiğimiz sığınakları düşünüyor. Kendimizi ifade etmek, başkalarıyla ilişki kurmak ve bir süre soluklanmak için müzikten nasıl yararlanıyoruz?

İçsel Aile Sistemleri yaklaşımı, yani IFS, burada bir derinleşme alanı sunabilir. Bu model, içimizdeki farklı duygu ve eğilimleri “parçalar” üzerinden ele alır. Amaç bu parçaları susturmak değil, onları merakla dinleyebileceğimiz bir ilişki kurmaktır. İşte yine o sözcükler, merak ve dinlemek. Kaygılı yanımızın bütün deneyimimizi kapladığı bir anda, müziğin açtığı aralık ona biraz mesafeden bakabilmemize yardımcı olabilir mi? “Kaygıdan ibaretim” hissinden, “İçimde kaygılanan bir yan var” farkındalığına geçebilir miyiz?

Baştaki flaş habere dönersek: Müzisyenler, derdimizle aramıza kısa bir mesafe koyabildiğimiz anlara eşlik ediyor olabilir mi? Bir parça boyunca, “Ben dertlerimden ibaret değilim” diye hissedebilir miyiz?

Bu soruların peşine düşmek istiyorum. Her müzikal deneyim aynı yere çıkmıyor, bir parça bizi rahatlatırken bir başkası aynı düşünceye daha sıkı dolayabiliyor. Müziği, dinleyeni ve o anın koşullarını birlikte düşünmek gerekiyor.

Bir sonraki yazıya da şu soru kalsın: İçimizde yaşadığımız bu rahatlık bireysel bir deneyim mi yoksa ortaya çıkma koşullarından ötürü sosyal mi?